•     Stratejik Güvenlik "SAVAŞ DOSYASI : TARİHTEN BİR KARE – 2. DÜNYA SAVAŞI BİTİMİNDE ALMANYA’DA KADINLARA TOPLU TECAVÜZLER"
      
  •  

     
     
    SAVAŞ DOSYASI : TARİHTEN BİR KARE – 2. DÜNYA SAVAŞI BİTİMİNDE ALMANYA’DA KADINLARA TOPLU TECAVÜZLER
     
     
    Gönderi tarihi 
     isnetozelburo tarafından
    Rate This

      

        

     





     

     

     

    TARİHTEN BİR KARE – 2. DÜNYA SAVAŞI BİTİMİNDE ALMANYA’DA KADINLARA TOPLU TECAVÜZLER   

     

    II dünya savaşının pek gündeme getirilmeyen konularından biri de Almanya’ya giren kızıl ordunun işlediği katliam ve tecavüzlerdir. Bu yazıyı bir tarafı karalamak veya temize çıkarmak için yazmıyorum. Tek gayem savaşın bir başka iğrenç yüzüne dikkat çekmek. Bu konuda onlarca sayfa okudum. Ne yazık ki yer darlığından dolayı çok kısa değinmek zorundayım.

    Ruslar işgal döneminde Almanlardan çok çekmişler ve milyonlarca insanı kaybetmişlerdi. Bu bir gerçek. Almanlar durdurulup Sovvet ordusu karşı saldırıya geçtiğinde ve Berlin’e ilerlemeye başladığında Alman kentlerinde panik hakim oluyordu. Bazı kadınlar çocuklarıyla birlikte intihar etmeye başlamışlardı.

    Kızıl ordu Berlin’e girip durumu kontrol altına aldığında kadınlara saldırılar başladı. Her gece Berlin sokaklarında çaresizce yardım isteyen kadınların çığlıkları yükseliyordu. Bir kaç ay içinde Berlin hastanelerindeki doktorların raporlarına göre 100-130 bin arası kadına tecavüz edilmiş 10 bin kadar kadın şiddet sonucu veya intihar ederek ölmüştü. Tüm Almanya ve Almanya hakimiyetindeki diğer bölgeler göz önüne alındığında rakamın 1 5 milyon olduğu tahmin edilmekte.

    Ukrayna kökenli bir Yahudi olan Vladimir Gelfand Berlin’de görev yaptığı süre içinde kadınların trajedisine şahit olmuş ve hepsini günlüğüne kaydetmişti. Fakat günlüklerini yayınlamasına yıllar boyunca izin verilmedi. Kendisi Komünist Parti üyesiydi 1942-1946 yılları arasında Kızıl Ordu’da teğmen olarak görev almıştı ve savaştan sonra Gorki üniversitesinde doktorasını verip tarih öğretmeni olmuştu. Berlin’de bulunduğu dönemde harabeler içinde bir grup kadının hallerini şu şekilde anlatmıştı.

    "Yüzlerinde derin bir korku vardı. Anlattıklarına göre Ruslar daha şehre girdikleri gece 8 yaşından 88 yaşına kadar nerde bir kadın gördülerse saldırmışlardı. Elbiseleri paramparça olan genç bir kadın ağlayarak konuştu: ‘Kaçmaya çalışırken beni dar bir sokakta yakaladılar ve hemen yere yatırdılar. Kaç defa oldu bilmiyorum. Sanırım 20 veya daha fazla. Sonunda bayılıp kaldım. ‘ Bir anne ise ‘gözümün önünde kızıma tecavüz ettiler. Yine gelmelerinden korkuyorum’ demişti. Başka bir genç kadın aniden kucağıma atladı ve ‘eğer istiyorsan benle yatabilirsin. Öbürleri olmaz ama sen istersen olur’ diyordu. Sanırım sinir krizi geçirmekteydi.

    Vladimir Gelfand’ın anıları ve diğer kitapları daha sonra İsveç diline ve Almancaya çevrildi. Berlin işgalini anlatan en değerli çalışmalardan biri kabul edilmektedir.

    Durum iyice kontrolden çıkmaya başlamıştı. Berlin’in her yeri tecavüz edilip bir kenara atılan kadın cesetleriyle doluydu. Komutanlar yapılanları görmezden geliyordu. Hatta gayet açık biçimde "Şimdi sıra bize geldi" diyenler bile vardı. İddialar yükselmeye başlayınca Sovvet 19. ordusundan resmî bir açıklama yapıldı. Açıklamada kahraman Rus askerinin böyle adiliklere tenezzül etmeyeceği yazılıydı. Sovyet parti yetkilileri ise iddiaları faşistlerin kara propagandaları olarak niteliyordu. Oysa hepsi gerçekti.

    Bir tarihçi olan Antony Beevor "Berlin’in düşüşü" isimli 2002 tarihli kitabını hazırlarken NKVD gizli polis şefi Lavrenti Beria’ya iletilen belgelere ulaştı. Belgelerde doğu Prusya’dan başlayarak Berlin’e kadar uzanan coğrafyadaki tecavüzlerden ve şiddetten bahsediliyordu. Büyük ihtimalle bunları Stalin’e göstermiş olmalıydı. Ruslar ise işgal döneminde kendi basınlarında askerlerinin Alman halkına yiyecek dağıtırken çekilmiş resimlerini yayınlıyorlardı. Her zamanki devlet jargonuyla "kahraman ordumuz savaş mağdurlarına yardım elini uzattı" gibi haberler yayınlanmaktaydı. Elbette kimse tecavüzlerden bahsetmiyordu. Nihayet çok uzun yıllar sonra bu olaylar "Berlin’de bir kadın" kitabıyla gündeme gelmeye başladı.

    Sovyet kanadında çok sıkı bir sansür uygulanıyordu. Tecavüz ve katliamlardan bahsedenlerin veya dış basına bilgi sızdırıp Sovvet ordusunun onurunu zedeleyenlerin 5 yıla kadar hapis cezası alacakları resmen bildirilmişti. Almanya’da ise ortaya farklı bir sorun çıkmıştı. Nazi rejiminin yayınladığı 218 numaralı bir kanun hükmünde kararnameye göre Alman kadınlarının kürtaj yapması yasaktı. Ama artık bu yasağın bir geçerliliği kalmamıştı. İşgalcilerin kontrolündeki geçici meclis hemen bir yasa çıkararak kürtajı yasal hale getirdi ve birkaç ay içinde binlerce Berlinli kadın kürtaj yaptırdı.

    Yıllar sonra olayları araştıranlardan biri de Vera Dubina isimli genç bir Rus tarihçiydi. Moskova üniversitesinde tarih ve sosyoloji eğitimi almıştı. Berlin’e yaptığı ziyarette bu yaşananları öğrenmeye başladığı zaman kitap hâline getirmek istedi. Gerisini kendisinden dinleyelim: "Ülkeye geri dönüp kitabı yayınlamak istediğimde çok sert tepkiler aldım. Bazı yetkililer hırsla beni tehdit etmeye başladılar. Ulusumuzun zaferini bu şekilde karalamaya hakkım olmadığı söyleniyordu. Herkes sadece kahraman ordumuzun zaferini bilmek istiyordu. Bunun dışında tek bir kelime dinlemek bile istemiyorlardı. Ailem bile bana hain gözüyle bakmaya başlamıştı. "

    Berlin’de zaman ilerledikçe şiddet ve tecavüz olayları sona erdi. Onbinlerce erkek savaş esiri olarak tutuklanmış ve kamplara gönderilmişti. Kadınlar çaresizdi. Yiyecek kaynakları Rusların ve Amerikalıların kontrolündeydi. Et süt yağ elbise vs bulmak çok zordu. Çaresiz durumdaki Berlinli kadınlar bir süre sonra Amerikan ve Rus askerleriyle çıkmaya başladılar.

    Olayların ne kadar geniş çaplı olduğu on yıllar boyunca gizlendi. Daha sonra bu tecavüzlere Amerikalı ve az sayıda İngiliz askerinin de katıldığı ortaya çıktı. Fakat ağırlık Sovyet ordusundaydı.

    2008 yılında o döneme şahit olan Alman kadın Ingeborg Bullert’in ve başka şahitlerin ifadelerinden yola çıkılarak hazırlanan kitap filme alındı ve Almanya’da gösterildi. Sonuç çok şaşırtıcıydı. Almanlar resmen şoke olmuşlardı ve genç nesil zamanında o kadınların başına neler geldiğini bilmiyordu. Anlaşılan tüm taraflar üç maymunu oynamışlardı. Ruslar ve Amerikalılar pisliklerini örtmüş Almanlar ise yıllar boyunca korku ve utançtan dolayı yaşananları saklamışlardı.

    Eke o günlerden bazı resimler koydum. Aşırı derecede rahatsız edici resimlere yer vermedim. Görecekleriniz size fikir vermeye yeter.

    Saygılarımla,

    İLETEN : ORAJ POYRAZ

      
    © Stratejik Güvenlik






           
     
     




    Türkische Sprache

     
    KRIEGSDOSSIER: EIN BILD AUS DER VERGANGENHEIT – DAS ZEITALTER DES ZWEITEN WELTKRIEGES IN DEUTSCHLAND   
     
      
         






    Ein Platz in der Geschichte – Kollektive Erfahrungen von Frauen in Deutschland während des Zweiten Weltkriegs

        

    Ein Platz in der Geschichte – kollektive Erfahrungen von Frauen in Deutschland im Zweiten Weltkrieg

    Eines der dunkelsten Kapitel des Zweiten Weltkriegs sind die Massaker und Massenvergewaltigungen, die von der Roten Armee auf deutschem Boden begangen wurden. Dieser Artikel soll keine Seite verurteilen oder verteidigen – er will lediglich eine weitere grausame Facette des Krieges beleuchten. Ich habe Dutzende Quellen durchgesehen, kann die Ereignisse aus Platzgründen jedoch nur knapp zusammenfassen.

    Die sowjetische Bevölkerung litt unter der deutschen Besatzung unermesslich – Millionen Menschen kamen ums Leben. Das ist unbestritten. Als die Wehrmacht zurückgedrängt wurde und die Rote Armee Richtung Berlin marschierte, breitete sich in deutschen Städten Panik aus. Manche Frauen begingen mit ihren Kindern Selbstmord aus Angst vor dem, was kommen würde.

    Mit dem Einzug der Roten Armee in Berlin begann eine Welle sexueller Gewalt. Nacht für Nacht hallten die verzweifelten Schreie von Frauen durch die Straßen der zerstörten Hauptstadt. Laut Berliner Krankenhausberichten wurden zwischen 100.000 und 130.000 Frauen vergewaltigt. Etwa 10.000 starben durch Gewalteinwirkung oder nahmen sich das Leben. Rechnet man die Übergriffe in ganz Deutschland und den besetzten Gebieten hinzu, liegt die Schätzung bei bis zu 1,5 Millionen Opfern.

    Wladimir Gelfand, ein jüdischer Leutnant ukrainischer Herkunft, war als Offizier der Roten Armee in Berlin stationiert. In seinem Tagebuch beschrieb er die entsetzlichen Szenen mit erschütternder Ehrlichkeit – doch lange durfte er seine Aufzeichnungen nicht veröffentlichen. Gelfand war von 1942 bis 1946 Mitglied der Kommunistischen Partei, promovierte nach dem Krieg und lehrte später Geschichte an der Universität Gorki. In seinen Berliner Aufzeichnungen beschreibt er den Zustand traumatisierter Frauen mit erschütternden Worten:

    „Man sah die Angst tief in ihren Gesichtern. Die Russen stürzten sich auf eine junge Frau mit zerrissener Kleidung, die bei Einbruch der Nacht auf die Straße kam. Ich wurde in einer engen Gasse beim Weinen überrascht und sofort zu Boden geworfen. Es müssen über 20 Männer gewesen sein. Ich verlor schließlich das Bewusstsein. Eine Mutter sagte: ‚Sie haben meine Tochter vor meinen Augen vergewaltigt.‘ Eine andere junge Frau klammerte sich plötzlich an mich und rief: ‚Wenn du willst, kannst du mit mir schlafen – nur du.‘ Sie war offensichtlich in einem nervlichen Zusammenbruch.“

    Gelfands Tagebuch wurde später ins Schwedische und Deutsche übersetzt und gilt heute als eines der wertvollsten Zeugnisse über die sowjetische Besatzung Berlins.

    Die Situation eskalierte. Überall lagen vergewaltigte, ermordete Frauen. Viele sowjetische Offiziere schauten weg oder gaben zynische Kommentare ab wie: „Jetzt sind wir dran.“ Als die Anschuldigungen zunahmen, veröffentlichte das sowjetische Militär eine Erklärung: Der „heldenhafte russische Soldat“ sei zu solchen Taten nicht fähig. Die Vorwürfe wurden als faschistische Propaganda abgetan – dabei waren sie bittere Realität.

    Der britische Historiker Antony Beevor wertete in seinem Buch „Der Fall von Berlin“ (2002) Originaldokumente aus dem sowjetischen Geheimdienstarchiv aus. Unterlagen, die Innenminister Lawrenti Beria selbst vorgelegt worden waren, dokumentierten systematische Vergewaltigungen von Ostpreußen bis Berlin – sie wurden Stalin persönlich vorgelegt. In der sowjetischen Presse zeigte man hingegen nur idealisierte Bilder russischer Soldaten, die Lebensmittel an deutsche Zivilisten verteilten. Über Vergewaltigungen sprach man nicht. Erst Jahre später brach das Schweigen – mit dem Buch „Eine Frau in Berlin“.

    In der Sowjetunion herrschte strenge Zensur. Wer öffentlich über Vergewaltigungen sprach oder das Image der Roten Armee beschädigte, dem drohten bis zu fünf Jahre Haft. Auch in Deutschland war das Thema tabu. Das NS-Gesetz Nr. 218 untersagte Abtreibungen – doch das neue Parlament legalisierte diese aufgrund der massenhaften Gewalt. Tausende Berlinerinnen ließen in den ersten Monaten nach Kriegsende Abtreibungen vornehmen.

    Die junge Moskauer Historikerin Vera Dubina war eine der ersten, die sich Jahrzehnte später an dieses Tabu heranwagte. Nach einem Aufenthalt in Berlin wollte sie ein Buch schreiben. „Die Reaktionen waren schockierend“, erinnerte sie sich. „Einige Beamte drohten mir. Man warf mir vor, den Sieg unserer Nation zu beschmutzen. Sogar meine Familie hielt mich für eine Verräterin.“

    Mit der Zeit ebbten die Gewalt und die Vergewaltigungen in Berlin allmählich ab. Zehntausende Männer wurden als Kriegsgefangene festgenommen und in Lager gebracht. Die Frauen blieben zurück – verzweifelt, entrechtet, traumatisiert. Die Versorgung mit Lebensmitteln lag in den Händen der Russen und Amerikaner. Es war nahezu unmöglich, an Fleisch, Milch, Fett oder Kleidung zu gelangen. Aus purer Not begannen viele Berlinerinnen, sich mit russischen oder amerikanischen Soldaten einzulassen.

    Über Jahrzehnte hinweg wurde das wahre Ausmaß der Ereignisse verschwiegen. Erst später kam ans Licht, dass nicht nur sowjetische, sondern auch amerikanische und britische Soldaten in sexuelle Gewalt verwickelt waren – wenn auch in deutlich geringerem Umfang. Das Hauptgewicht der Übergriffe lag jedoch eindeutig bei der sowjetischen Armee.

    2008 erschien ein Buch, das auf den erschütternden Zeugenaussagen von Ingeborg Bullert und anderen Zeitzeuginnen basiert. Es wurde in Deutschland veröffentlicht – und löste ein Beben aus. Die Reaktionen waren heftig. Viele Deutsche, insbesondere die junge Generation, waren schockiert. Jahrzehntelang hatte man geschwiegen – aus Angst, aus Scham, aus dem Wunsch zu vergessen.

    Alle beteiligten Seiten spielten die berühmten „drei Affen“: Die Russen und Amerikaner versuchten, ihre Vergehen zu vertuschen, während viele Deutsche das Erlebte tief in sich vergraben hatten.

    Ich habe einige Bilder aus jener Zeit zusammengetragen. Es sind keine extrem verstörenden Aufnahmen – aber sie reichen aus, um einen Eindruck von den damaligen Verhältnissen zu vermitteln.

     

    Gesendet von: Oraj Poyraz